fiziksel-risk-etmenleri

Fiziksel Risk Etmenleri | İşyeri Ortam Gözetimi

İşyeri ortamında bulunan fiziksel risk etmenleri, iş ve sağlık arası ilişkilerde belirleyici rol oynamaktadır. Çalışanın sağlığının korunması açısından bu faktörlerin kontrol altına alınması gereklidir. Bu yüzden öncelikle iş yerinde hangi faktörlerin bulunabileceği saptanmalıdır.

İŞYERİ ORTAM FAKTÖRLERİ

Değişik işlerde ve iş yerlerinde birbirinden farklı işyeri ortam faktörleri vardır bu yüzden bu faktörleri gruplara ayırarak incelemek gereklidir.

Fiziksel risk etmenleri 

İşyeri ortam faktörleri arasında çeşitli işlerde en sık karşılaşılanlar fiziksel risk etmenleridir. Termal konfor veya Sıcak-soğuk, gürültü, radyasyon, düşük veya yüksek basınç, titreşim en sık karşılaşılan fiziksel faktörlerdir.

Termal konfor – Sıcak – Soğuk: Değişik işyerleri dikkate alındığında en sık karşılaşılan faktörler sıcaklıkla ilgili ortam özellikleridir. Metal endüstrisi, petro-kimya sanayii, tekstil, tasarım işleri gıda endüstrisi gibi daha pek çok işte, sıcaklık başlıca fiziksel risk etmenleridir. Bu işlerde ısı enerjisinden ısıtma, yumuşatma, pişirme, eritme gibi amaçlarla yararlanılır.

Termal konfor kapsamında sıcağın sağlık etkileri öteden beri bilinmektedir. Bu etkiler, sıcağa karşı fizyolojik korunma mekanizması olan terlemenin sıcak ortamda fazla olması sonucudur. Terle birlikte sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelir ve dehidratasyon ve elektrolit bozuklukları oluşur. Sıcak ortamda bulunan kişi aynı zamanda fazla miktarda bedensel aktivite yapmak durumunda ise ısı stresi yani sıcaklığa bağlı sorunlar daha çabuk ortaya çıkar. Demir-çelik endüstrisi, dökümhaneler gibi aşırı sıcak maruziyeti olan işlerde terleme ile günde 6-7 litreye varabilen sıvı kayıpları olduğu hesaplanmaktadır. Bu şekilde kaybedilen sıvı ve elekrolitler yerine konmadığı takdirde, bazı semptomlara ve hastalık tablolarına neden olur. Elektrolit kaybı belirtileri, başlangıç dönemlerinde aşırı uyku hali yorgunluk, tansiyon düşmesi ve baş dönmesi, vücut direncinin düşmesi, çalışma veriminin düşmesi, moral bozukluğu, aşırı duyarlılık ve endişe, ilerleyen durumlarda adale krampları ortaya çıkabilir, konsantrasyon bozuklukları vücut sıcaklığı 41 dereceye yükselirse daha ciddi bir klinik tablo ısı çarpması ortaya çıkabilir. Hastada konfüzyon yani zihin bulanıklığı olabilir, ilerleyen tablo ile birlikte konvülziyon görülebilir. Hatta koma tablosu içinde ölüm de meydana gelebilir.

Sıcakta Çalışma ve Sıcağın Çalışana Etkileri:

Sıcak çarpmasını ve sıcağa bağlı olarak meydana gelebilecek diğer tabloları önlemek için sıcak ortamda çalışan kişilerin terleme yolu ile kaybettikleri sıvıyı yerine koyabilmek üzere düzenli aralıklarla su içmeleri ve günde aldıkları tuz miktarını da artırmaları gereklidir. Saatte 3-4 bardak su içilmesi ve günde fazladan 3- 4 gram kadar tuz alınması çoğu kez yeterlidir. Kuşkusuz bu önlemlerin yanı sıra sıcağın ortamda kontrolü amacı ile de düzenlemeler yapılmalı ve çalışanların sıcak etkisinden korunmaları için uygun koruyucu giysiler kullanılmalıdır. Sıcak ortamda uzun süreli olarak çalışanlar zaman içinde sıcak ortama alışırlar (Aklimatizasyon: farklı çevre örneğin yüksek sıcaklık, iklim veya durumlara fiziksel ve/veya psikolojik olarak uyum sağlanması durumudur.) Sıcak ortamda uzun süre çalışanlarda zaman içinde terleme miktarı artar, böylece sıcak daha kolay tolere edilebilir, buna karşılık terle kaybedilen tuz miktarı azalır. Örneğin, sıcak ortama yeni gelen bir kişi dakikada 15 gram terlerken, aklimatize olan kişilerin terleme miktarı 50 gr/dak düzeyine kadar artabilir. Buna karşılık ter içinde kaybedilen sodyum miktarı ise 4 gr/L’den 1 gr/L düzeyine kadar inebilir.

Ortamda sıcaklık değerlendirmesi: Sıcaklığın değerlendirilmesi en basit şekli ile termometre kullanılarak yapılır. İşyeri ortamlarında, ortam sıcaklığı ve ortamda bulunan kişilerin sıcaklık algısı ortamın nem düzeyinden ve hava akımından etkilenir. Ayrıca radyan ısı kaynağının varlığı da sıcaklık algısını değiştirir. Ortamın nemli oluşu sıcağın veya soğuğun etkisini arttırıcı rol oynar. Hava akımı ise havayı soğutur. Bu yüzden işyeri ortamında sadece kuru termometre ile yapılan sıcaklık ölçümü yeterli değildir. Nem, hava akım hızı ve radyan ısı ölçümlerinin de yapılması gerekir. Nem düzeyi ölçümü psikrometre cihazı kullanılarak yapılır. Bu cihazda, kuru ve ıslak termometre bir arada kullanılarak, aynı anda iki değer elde edilir. Sonuçlar bu cihaz için geliştirilmiş grafik (psychrometry chart) ile değerlendirilerek ortamın nem düzeyi hesaplanır.

Ortamda hava akım hızı ölçümleri anemometre ile ölçülür. Radyan sıcaklık ölçümleri ise bu amaç için özel olarak geliştirilmiş “ siyah hazneli termometre ile” (black globe thermometer) ile ölçülür. Ortamdaki nem ve hava akımını dikkate alan değerlendirmeye “etkin sıcaklık” ve buna ek olarak radyan ısıyı da dikkate alan değerlendirmeye “düzeltilmiş etkin sıcaklık“ denir. Bu ölçüm sonuçları önceden hazırlanmış nomogramlar aracılığı ile değerlendirilir ve ortamın sıcaklığı hakkında doğru bilgi edinilmiş olur.

Soğuk hava depoları veya kış mevsiminde açık havada veya denizde çalışmak durumunda olanlar için ise soğuk maruziyeti söz konusudur. Soğuk etkisi ile meydana gelebilecek sağlık sorunları ise üşüme ve donmadır. Sıcak maruziyetinde olan durumun aksine soğuk ortamda vücut sıcaklığını koruyabilmek amacı ile özellikle ekstremite uçlarında vazokonstriksiyon (donma) olur. Bu nedenle donma ekstremite uçlarından başlar. Zamanla daha merkezi kısımların da donmaya katılması sonucu ölüm meydana gelir. Donmanın önüne geçmek amacı ile koruyucu giysilerden yararlanılmalıdır. Ayrıca soğuk ortamda bulunma süresi de olabildiğince kısa tutulmaya çalışılmalıdır. Büyük atölyelerde atölyenin tamamının ısıtılamadığı durumlarda, sıcak hava akımı sağlanması, atölye içinden sıcak su veya sıcak buhar borularının geçirilmesi, uygun yerlere sobalar kurulması gibi uygulamalar yapılabilir

Gürültü Faktörü | Fiziksel risk etmenleri

Gürültü: Sanayide karşılaşılan fiziksel risk etmenleri olarak işyeri ortam faktörleri arasında sıcaklıktan sonra belki en çok görülen faktör gürültüdür. İstenmeyen ve hoşa gitmeyen ses olarak tanımlanan gürültü de pek çok işin yürütümü sırasında ortaya çıkar. Gürültünün sağlık yönünden önemi hoşa gitmemesi ve rahatsız edici niteliğinden çok, meydana gelen sesin şiddetinden kaynaklanmaktadır. Bir fiziksel kavram olan ses bazı özellikleri ile tanımlanır. Bunlardan birisi sesin frekansı, yani sesin tiz ya da pes olma özelliğidir. İnsanın kulağı, frekansı 20 ile 20 bin Hertz arasında olan sesleri duyma yeteneğine sahiptir. Frekansı 20 Hertz’den az olan seslere infrasonik sesler, 20 bin Hertz üzerindeki seslere de ultrasonik sesler denir. Günlük yaşamda karşılaşılan seslerin frekansı sıklıkla 250 ile 2000 Hertz arasındadır. Sağlık yönünden daha önemli olan özellik ise sesin şiddetidir. Sesin şiddeti, sesin basıncından hareketle logaritmik bir işlemle hesaplanır ve desibel (db) olarak ifade edilir. Sakin bir odada 20-40 desibel düzeyinde ses vardır. Konuşma sesinin şiddeti genellikle 40-60 desibel arasındadır. Çok yoğun olmayan bir trafikte 70-90 desibel ses basıncı vardır. En yüksek ses basıncı jet uçaklarının motorları tarafından oluşturulur ve 130-140 desibeldir. Buna karşılık sanayide gürültünün sorun olduğu ortamlarda 80 ile 120 desibel arasında ses şiddeti söz konusu olabilir. Basınç düzeyi 120-130 desibel düzeyinde olduğunda, kulakta ağrı oluşturur, 150 db veya üzerinde ise kulakta anlık hasar meydana gelir.

Ses düzeyinin ölçülmesi: Ses düzeyini ölçen cihazlar (sound level meter) desibel olarak ses basıncını ölçerler. Zaman ağırlıklı ölçüm yapan cihazlar belli bir zaman süresince çok sayıda ölçüm yaparak, sonuçta bu ölçümlerin ortalama değerini gösterir. Bir iş yerinde genellikle gürültü düzeyi iniş çıkışlar gösterebileceğinden, zaman ağırlıklı ölçümün daha iyi değerlendirme olduğu görülür.

Gürültüden etkilenen kişiler, bireyler olduğundan bireysel düzeyde gürültü maruziyetinin de değerlendirilmesi gerekir. Bu amaçla kişisel dozimetre kullanılır. Sese duyarlı alıcı ucu kulak hizasına yerleştirilen cihaz gün boyunca veya istenen süre boyunca ölçümler yapmak süreti ile toplam süredeki ortalama etkilenme düzeyini verebilir.

fiziksel-risk-etmenleri
Fiziksel risk etmenleri | Ortam ölçümleri

Gürültü en çok, metal işleri, dökümhaneler, ağaç işleri, büyük endüstri kuruluşları ve tekstil iş kolu için sorundur. Bu işlerde gürültü düzeyi mevzuatta öngörülen sınır değerleri aşmakta, 100-110 desibel değerine kadar çıkabilmektedir.

Tanıda öykü ve odyometrik muayene önemlidir. Odyogramda 4000 Hertz düzeyindeki işitme kaybı (akustik çentik) görüntüsü tipiktir ve diğer nedenlerle (özellikle yaşlanmaya bağlı fizyolojik işitme kaybı, presbiakuzi) meydana gelen işitme kayıplarından ayırmada da yararlıdır.

İşitme kaybı iç kulaktaki hücrelerin tahribi sonucu oluştuğu için irreversibldir (kalıcıdır), tedavi ile düzelmesi söz konusu değildir. Bu nedenle korunma ve erken tanı büyük önem taşımaktadır. Erken tanı için yapılması gereken, aralıklarla odyometrik muayenedir. Bu şekilde 4000 Hertz düzeyindeki kayıp saptandığında, kişide gürültüye bağlı işitme kaybının başladığı anlaşılır. Bu durumda kişinin gürültü maruziyeti önlenirse, işitme kaybının ilerlemesinin önüne geçilmiş olur. Böylece işitme kaybının ilerlemesi önlenir ve kişi yaşamını normal şekilde sürdürebilir.

Gürültü kaynağına yönelik önlemler: Korunma bakımından işyerinde gürültüyü azaltıcı uygulamalar yapılmalıdır. Gürültü meydana getiren makinelerin sayısının azaltılması, makinelerin bakım ve ayarlarının düzenli olarak yapılması, çevrenin gürültüyü yansıtmayacak, aksine gürültüyü absorbe edecek malzeme (kalın perde vb.) ile kaplanması, gürültüye neden olan makinelerin kapatılması veya duvar, perde vb. düzeneklerle işyerinin diğer bölümlerinden ayrılması gibi teknik uygulamalar yapılabilir.

Gürültüye karşı Kişisel koruyucu uygulamalar : Gürültülü ortamdaki çalışma süresinin azaltılması da koruyucu uygulamalar arasındadır. Bir iş yerinde, 80 dB gürültü varsa,işitmeyi koruma programı uygulanmalı ve çalışma süresi 7.5 saate indirilmelidir. Bunun üstünde bir gürültü varsa, çalışma saatlerinde indirime gidilir. Gürültü Kontrol Yönetmeliği 2. Bölüm Madde 11 de Ses düzeyi (dB) ve Maruz kalınabilinecek süreler (saat) aşağıdaki şekilde belirlenmiştir

80 dB………………7.5 saat

90 dB……………..4 saat

95 dB……………..2 saat

100 dB……………1 saat

105 dB………….. 0.5 saat

110 dB……………0.25 saat

115 dB………….. 1/8 saat

 

Bu önlemlere ek olarak gerektiğinde kulak koruyucuları da kullanılabilir. Bunlardan kulak kanalına sokulan tıkaçlar gürültüde 10-20 desibel, kulaklıklar ise 15 −40 desibel civarında azalma sağlar. Gürültü düzeyi 80-100 desibel arasında ise kulak tıkaçları tercih edilir. Gürültü düzeyi 100-110 desibel arasında olan ortamlarda kulaklıklar daha etkindir. Ortamda 120-125 desibel arası gürültü var ise, kulaklık ve tıkaçların birlikte kullanılması gerekir

Ancak kulak koruyucularının kullanımında süreklilik çok önemlidir. Kulaklık kullanımına çok kısa sürelerle (bir günde 45 dakika) ara verildiğinde koruyuculuk yarı düzeyine inmektedir. Kulaklık kullanımı ile ilgili bir diğer nokta da kulaklığın ilk kullanılacak koruyucu yöntem olmadığıdır. Öncelikle işyeri ortamında gürültü düzeyini azaltacak teknik korunma önlemleri alınmalı, daha sonra gerekirse kulaklık kullanımına başvurulmalıdır.

Tıbbi yaklaşımlar: İşe giriş muayenesi, aralıklı kontrol muayenesi ve sağlık eğitimi yer alır. İşe giriş muayenesinde kulakla ilgili problemi olanlar ve hipertansifler belirlenerek gürültülü işte çalışmaları önlenebilir. Korunmada; tıbbi yaklaşım olarak en önemli konu aralıklarla yapılacak odyolojik muayenelerdir. Bu şekilde işitme kaybı erken dönemde saptanır ve alınacak önlemlerle ilerlemesi önlenebilir. Sağlık eğitimi hem işçilere, hem işverene yönelik olmalıdır. İşveren işyerinde gürültü kontrolü bakımından alınması gerekli önlemler ve yasal sorumlulukları konusunda bilgilendirilmelidir. İşçilerde kulak koruyucuları kullanma konusunda bilgilendirilmelidir.

Aydınlatma Faktörü | Fiziksel risk etmenleri

Aydınlatma: fiziksel risk etmenleri olarak çalışılan ortamın aydınlatma düzeyinin insanların rahat çalışmasına olanak verecek şekilde olması gereklidir. Değişik ortamlardaki aydınlatma düzeylerinin ne kadar olması gerektiğine ilgili tüzüklerde işaret edilmiştir. Genel olarak çalışılan ortamların aydınlatma düzeylerinin 200-300 lüks düzeyinde olması yeterlidir. Doğrudan işin yürütümü ile ilgili olmayan depo, ambar, koridor gibi yerlerde 40-50 lüks düzeyi yeterli olurken, daha ince işlemlerin yapıldığı ortamlarda 1000-2000 lüks düzeyinde aydınlatma gerekebilir. Aydınlatmanın doğrudan işlem üzerine yapılmaması, çevrenin ve duvarların aydınlatılması suretiyle ortam aydınlatmasının sağlanması daha uygun olmaktadır. Aydınlatmanın yeterli olmadığı işyerlerinde iş kazası riski yüksektir.

Radyasyon Faktörü | Fiziksel risk etmenleri

Radyasyon (ışıma): Bir diğer fiziksel risk etmenleri bir kaynaktan çevreye olan ışıma elektromanyetik ışıma veya parçacık ışıması şeklinde olabilir. Elektromanyetik radyasyon bölümünde, görülen ışık çok dar (dalga boyu 400 ile 700 nanometre arası) bir bölümü kapsamaktadır. Elektromanyetik radyasyon spektrumunda 700 nanometreden daha uzun dalga boyu olan bölümde kırmızı ötesi (infrared) ışınlar, mikrodalga ve radyo dalgaları yer almaktadır. Kısa dalga boylu bölümde ise mor ötesi (ultraviyole) ışınlar ile gama ve röntgen ışınları (x ışınları) vardır.

Kızıl ötesi ışınlar yapay olarak oluşturulabileceği gibi katı maddelerin eritilmesi sırasında da meydana gelirler. İnsan sağlığı bakımından önemleri, temas etikleri dokularda ısı artışına neden olmalarına bağlıdır. Cam işçilerinde genç yaşlarda görülen katarakt (cam üfleyici kataraktı) glass blower’s cataract kırmızı ötesi ışınların etkisi ile meydana gelmektedir. Mor ötesi ışınlar (Ultraviole radyasyon) ise yüzeyel dokularda kalıcı hasara neden olurlar. Kaynak işçilerinde görülen konjonktivit ve keratit de, ultraviole ışınların etkisinin sonucudur. ultraviole ışınların bir bölümü, açık havada çalışan çiftçi, balıkçı, denizci gibi meslek çalışanlarında deri hasarına ve yanıklara yol açar.

Elektromanyetik radyasyonun dalga boyu ile ışının enerjisi arasında ters bir ilişki vardır, dalga boyu kısaldıkça ışının enerjisi artar. Enerjisi daha yüksek olan gama ve röntgen ışınları, ulaştıkları dokularda iyonlaşmaya yol açarlar (iyonizan radyasyon). Partiküler radyasyon türleri olan alfa ve beta parçacıkları da dokularda iyonlaşmaya yol açma özelliğine sahiptir. Bu etki sonucunda dokularda harabiyet, hücrelerde kromozom değişikliği sonucu, genetik bozukluklar ve malign hastalıkları (Deri kanseri) meydana gelebilir.

Titreşim Faktörü | Fiziksel risk etmenleri

Titreşim (vibrasyon): Diğer fiziksel risk etmenleri  sürekli çalışan cihazlar titreşim oluştururlar. Titreşim oluşturan cihazlarla insan vücudunun temas etmesi sonucu da, titreşim insan vücuduna aktarılır. Temasın şekline göre titreşim yerel (lokal) veya genel olabilir. Yerel titreşim (matkap, çekiç vb.) bazı el aletlerinin kullanılması sonucu el ve kollarda görülür. Genel vücut titreşimi (whole body vibration) ise bütün vücudun çalışan motorla teması sonucu görülür. Uçak ve gemi personeli, kamyon, traktör, buldozer vb. araçların sürücüleri bu tür titreşime maruz kalırlar.

Titreşimin sağlık etkisi eklem yüzeylerinde meydana getirdiği dejenerasyona bağlıdır. Genel vücut titreşiminde en çok intervertebral disklerde, el-kol titreşiminde de parmak eklemlerinde erken dejenerasyon meydana gelir. Bunun sonucu olarak kas-iskelet sistemi ile ilgili ağrılı tablolar ortaya çıkar. El-kol titreşiminin özel bir etkisi de beyaz parmak veya ölü parmak (white finger, dead finger) adı verilen bir tablodur. Titreşim etkisi sonucu el parmaklarında vazomotor bozukluk oluşur ve parmaklarda renk değişikliği, beyazlaşma görülür. Soğuk temasında daha belirgin hale gelen bu durumda el parmaklarında soğuma ve ağrı olur.

Basınç Faktörü | Fiziksel risk etmenleri

Basınç: Bazı iş türlerinde fiziksel risk etmenleri olarak yüksek veya düşük atmosfer basıncı altında çalışma söz konusu olabilir. fiziksel risk etmenleri  yüksek basınç özellikle su altı işlerinde ve tünel yapımında sorundur. Su altında her 10 metre derinlikte basınç 1 atmosfer artar. Dalgıçlar, balıkçılar ve özellikle de sünger avcıları su altında çalışmak durumunda olan kişilerdir. Tünel vb. yer altı çalışmalarında da tavandan olabilecek sızıntıları önlemek amacı ile iç ortamın basıncı artırılır. Yüksek basınç maruziyeti en çok sünger avcılarında görüldüğü için sağlık etkisi olarak bilinen tablo da vurgun olayıdır. Vurgun, havanın bileşiminde bulunan azot gazının yüksek basınç altında kanda fazla miktarda çözünmesi ve ani olarak su üstüne çıkılması durumunda basınç azalınca, kanda çözünmüş olan azotun tekrar gaz formuna dönüşmesi sonucu oluşur. Bu durumda hava embolisi meydana gelir. Kalp, beyin, böbrek gibi yaşamsal önemi olan organlara kan ulaştırılamaması sonucu ölüm meydana gelebilir.

Daha hafif tablolarda öncelikle ekstremite uçlarında dolaşım bozukluğu sonucu anoksi belirtileri görülür. Bunlar el ve ayak uçlarında ve karında ağrı ile kendini gösterir. Vurgun meydana geldikten sonra yapılması gereken, kişinin tekrar basınçlı ortama (su altına) gönderilmesi ve sonra yavaş bir tempo ile su üstüne çıkarılmasıdır. Aslında dalgıç veya sünger avcısının su üstüne yavaş olarak (her 20 metrede birkaç dakika dinlenerek) çıkarılması ile tablonun meydana gelmesi önlenebilir.

Düşük atmosfer basıncı ise yüksek rakımlı yerlerde olur. Yüksek yerlerde atmosfer basıncı ile birlikte parsiyel oksijen basıncı da düşük olur ve hipoksi oluşur. Sürekli olarak yüksek rakımlı yerlerde yaşayanlarda zaman içinde eritrosit kütlesi artar, polisitemi meydana gelir ve bu yolla anoksinin etkileri ortadan kaldırılmaya çalışılır. Ancak ani olarak yüksek irtifaya çıkan kişilerde polisitemi hemen meydana gelemeyeceği için anoksi belirtileri görülür. Deniz seviyesinden 2400 metre yükseğe çıkıldığında arterdeki hemoglobin oksijen konsantrasyonu %90’ın altına düşer ve hipoksi belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler birkaç gün aynı yükseklikte kalarak dinlenme sonucunda kaybolur. Bu tablo kabin basıncı kontrolü olmayan uçaklarda veya dağlara tırmanma sırasında meydana gelebilir. Serebral veya koroner kan dolaşımı ile ilgili sorunları olanlarda, kronik solunum sistemi rahatsızlığı olanlarda belirtiler daha erken ortaya çıkar ve daha ağır seyreder. Tablonun önüne geçmek bakımından, alışkın olmayan kişilerin dağlara tırmanma sırasında yavaş olarak (günde 350 metre) yükselmeleri önerilir.